30 Eylül 2011 Cuma

Ali ile Ramazan




Perihan Mağden bir 3. sayfa haberinden esinlenerek yazmış bu romanı(2009). Haşin mi haşin, küfürlü mü küfürlü, gerçek mi gerçek bir hikaye.
Hikaye bir yetimhanede ergenlik öncesi yaşlarda başlayan aşkın en sonunda biri canından oluncaya kadar nasıl şiddetli devam ettiğini içimizi parçalaya parçalaya anlatıyor.

Kitabı okurken sonlara doğru zaten erkekler neden kadınlarla beraber olsun ki gibi bir yanılsamaya ulaşıyor okuyan. O kadar etkili nüfuz ediyor.
Hikaye tokat gibi indinden sonra  asla "tinerci çocuklar bıdıbıdı" ile başlayan olumsuz cümleleri kurdurmuyor
 Bir tiner bağımlısı çocuğun tinerle olan ilişkisine neredeyse saygı duyduruyor ve onlardan korkuyor olmaktan utandırıyor.

29 Haziran 2011 Çarşamba

Açlık Oyunları ( The Hunger Games)

"let the hunger games begin..."


Açlık Oyunları (The Hunger Games), Suzanne Collins tarafından yazılmış ve 2008'de ilk kitabı yayımlanmış bir gençlik bilim kurgu üçlemesi.

Kitaplar sırasıyla şöyle:
1. Açlık Oyunları - 2008
2. Ateşi yakalamak(Cathing Fire) - 2009
3. Alaycı Kuş ( Mockingjay) - 2010


Gerçek bir survivor olsa, sadece kazananın hayatta kalabildiği ve tüm yarışmacıların da çocuklar ve gençler olduğu...
Evet, kitaptaki dünyada, Amerika Birleşik Devletleri yok onun yerine Panem var ve Panem de Capitol şehrinin diktatörlüğü altında yönetiliyor.
Capitol, kendisine bir kölelik yapan 12 bölgenin asla karşı koyamayacaklarını ve düzeni değiştiremeyeceklerini her sene hatırlatmak için onların çocuklarının yarıştığı açlık oyunları şovunu kullanırlar.
Acımasızlık ve yozlaşma had safhada, tamamen kandırmaca bir dünyada yaşıyor Capitol vatandaşları.
İlk kitapta anlatılan açlık duygusu çok ağır ve ve okuyucuda yarattığı etki büyük.
16 yaşındaki Katnis Everdeen'in açlık oyunları kurasında 12 yaşındaki kardeşi çıkması sonrası kendisini feda etmesi ve yarışmaya katılması ile başlar müthiş heyecan.
Üçlemedeki Cesaret, fedakarlık, aşk, ve hayatta kalma mücadelesini iliklerinize kadar işliyor.
Kitap neredeyse hiç senaryolaştırmadan filme alınabilir,o kadar çok görsel detayla bezenmiş ki kitabı okurken zaten izliyormuş gibi hissediyorsunuz.

Tabi ki bir yandan filmi de çekilmekte. http://www.imdb.com/title/tt1392170/
Kitabın amazon puanı 5 üzerinden 5
http://www.amazon.co.uk/Hunger-Games-Suzanne-Collins/dp/1407109081/ref=sr_1_1?s=books&ie=UTF8&qid=1309330104&sr=1-1


Stephen king'in kitabı bağımlılık yaptığını belirttiği bir review'ı olduğunu ve  stephen meyerin "bu kitaba o kadar bağımlı kaldım ki, yemeğe çıktığımda bile kitabı yanımda taşıdım ve masanın altında okumaya devam ettim. hikayesi
beni birçok gece uykusuz bıraktı çünkü bitirdiğimde bile, yatakta bu kitabı düşünmeye devam ettim.
açlık oyunları kesinlikle büyüleyici" dediği de belirtelim.







3 Haziran 2011 Cuma

Misfits

"The only thing worse than being lonely is other people knowing you’re lonely"

Misfits, yine başka bir şahane ingiliz drama serisi. 2009 yılında yayımlanmaya başlamış. 
Bir grup genç işledikleri ufak tefek suçlardan dolayı yapmak zorunda oldukları kamu hizmeti sırasında esrarengiz bir yıldırım düşmesi sonucu süper güçlere sahip olurlar.
Kelly (Lauren Socha) düşünce okuyabilir, Curtis (Nathan Stewart-Jarrett) pişmalıklar sonrası zamanı geriye alabilmekte, Alisha (Antonia Thomas) kendisine dokunanları müthiş azgın hale getirebilir,
 Simon (Iwan Rheon) görünmez olur, and Nathan (Robert Sheehan) da ancak 1. sezonun sonunda anlaşılabilecek bir güce sahip olur.


Klasik amerikan süper kahramanlarından farklı olarak bu gençler dünyayı falan değil ancak kendi totolarını kurtarabilmek için kullanacaklardır güçlerini.

İngiliz alaycılığı, fantastik diyaloglar, mükemmel görüntüler, bol bol küfür ve mükemmel oyunculuk için kaçırılmaması gereken bir dizi.
imdb puanı 9/10. Şu an için toplam 13 bölüm ve 2 sezon var. 3. sezon çekimlerine başlanmış ancak ilk iki sezonda gözbebeğimiz olan Robert Sheehan olmayacak yeni sezonda.
Bu arada dizi güney doğu Londra'da çoğunlukla Suthmere gölünün etrafında çekilmiş. Bu bölgeler Kubrick'in kült filmi CLockwork Orange'da da bol bol görülebilirmiş.

Dizinin müzikleri çok başarılı, her başlangıçta heyecan veren jenerik müziği ise The Rapture'dan "echoes"


1. sezonun son sahnesindeki gençliğe hitabe televizyon tarihinin en iyi konuşmalarından birine aday olabilir cinsten. http://www.youtube.com/watch?v=Lj0tE4yzlrY&feature=related

16 Mayıs 2011 Pazartesi

Sil Baştan (Replay)



1987'de Ken Grimwood tarafından yazılmış fantazi-science fiction kategorisinde tanımlanan kitap, zamanda yolculuk konusunu detaylı ve akıcı bir şekilde işlemiş.
Zaman çizelgesinin 1963 ve sonrası 25 yılı işlemesi ve bu çizelgenin tarihin gerçek kesitinde dönüp durması çok keyifli.


Bir radyo istasyonunda çalışan, eşiyle sorunları olan klasik bir amerikan mutsuzu olan Jeff Winston, birden bir kalp krizi sonucu ölür ve 1963 yılına tam 18 yaşına geri döner.
O zamanki manitayı ne yapmalıdır? Hatırlayabildiği ve ona çok kazandırabilecek maçlar hangileri? Başka nasıl yatırımlar yapabilir? Okulu ve dersleri ne yapacaktır? Ya ailesi? Tekrar aynı mutsuz evliliği mi yapacaktır?
Bu şekilde bir ömür daha geçirir Jeff ancak yine 43 yaşına geldiğinde yine bir kalp krizi ve hoop 18 yaşında olur tekrardan.


Zaman yolcuğunun bir döngüye girmesi sonucu her yaşamı farklı bir tarzda yaşamaya başlar Jeff.
Yaşamlarından biri diğerinden daha iyi midir ki? 
Tekrar yaşamalarda önemli olaylara müdahele etme konusunda kararsızlıklar yaşar ve (bir amerikalı için en önemli olay bu olsa gerek) Kennedy suikastine bir şekilde engel olmaya çalışır.
Yaşamlarından birinde kendisi gibi başka bir replayer olduğunu fark eder ve işler değişir.

Hoş detaylardan biri de jeff'in bir kaç yaşamdan sonra artık dinleyecek şarkı bulamaması, izleyecek film bulamaması ve bir çok konuda artık aşırı bilgisi olması...
Kitabın amazon puanı 4.6/5.

8 Mayıs 2011 Pazar

The IT Crowd

"hello internal it, have you tried turning it off and on again?"


IT Crowd isimli şahane dizi,  zaman zaman insanı altına ettirebilecek kadar güldürebilen bir ingiliz sitcomu.

"Channel 4" yapımı olan ve 2006'da gösterilmeye başlanan seri, Graham Linehan tarafından yazılmış. Oyuncular temel olarak Chris O'Dowd(Roy), Richard Ayoade(Moss), Katherine Parkinson(Jen) ekibinden oluşmakta.
Konu, Londra'da bir şirkette IT departmanının 2 nerd üyesi,onların ekibine katılan "ilişkiler müdürü" Jen ve başlarından geçen şenlikli olaylardan ibaret.
Çoğu IT personeli gibi, Moss ve Roy da şirketin en gözardı edilen, en adam yerine konulmayan ve en asosyal insanlarıdır.
Diğer katlarda Ally Mcbeal'in ofis tarzı bir iş yaşamı yaşanırken, IT odasında bambaşka bir dünya vardır.
Personel ise gelen telefonları "Have you tried turning it off and on again?" and "Is it definitely plugged in?" kaset kayıtları ile cevaplarlar ve çoğunlukla da işe yarar...

Konudan keyif almak için IT personeli olmak kesinlikle gerekmiyor, zira ITekibinin müdürü olarak işe başlayan Jen'in de tüm bildiği email göndermekten ibaret.
Ancak hele bir de bilgisayarlarla birazcık içli dışlıysanız detaylardan kaynaklanan ekstra bir keyif alınacağı kesin.


Moss karakteri yaratılmış en sevimli ve karakterlerden biri kesinlikle...Yangın çıkması halinde itfaiyeye email gönderecek kadar bilgisayarla düşkün bir dahi...

Dizi,her sezonunda 6 bölüm olan 4 sezondan oluşuyor. 2. sezonun 1. bölümü dünya komedi tarihinde efsane olarak kayıtlara geçmiş olmalı, defalarca izlenebilir.
imdb puanı 8.9

Diziden süper quote'lar için: http://en.wikiquote.org/wiki/The_IT_Crowd

2 Mayıs 2011 Pazartesi

Ateşle Oynayan Kız ( The girl who played with fire)



Ateşle Oynayan Kız (orjinal adıyla flickan som lekte med elden ), milenyum serisinin ikinci kitabı. Artık silikonlu olan Lisbeth'in geçmişini öğrendiğimiz, hem de  çok daha büyük güçlerle uğraştığımız ikinci kitap, en az birincisi kadar sürükleyici.
Yine 40 dan fazla karakter var ve İsveç isimlerinden kaynalanan bir kafa karışıklığı olmuyor değil...
Mikael,  dergiye geri dönmüştür, genç gazeteci Dag Svensonn ve "From Russia with love"  başlıklı doktora teziyle ona yardımcı olan sevgilisi Mia, İsveçte seks trafiği ile ilgili işlenen suçlarla ilgili araştırmaları ile çıkagelirler. Dergi ekibi de hem bir yazı dizisi hem de bir kitap olarak bu konuyu basmaya karar verir.
Daha basıma gidilemeden Dag Svensonn ve sevgilisi Mia dairelerinde ölü bulunurlar. Lisbeth ise, cinayetin bir numaralı şüphelisi durumuna düşer.
Artık Lisbeth ve Mikael'ın basın ve polis teşkilatıyla gerek savaş gerek işbirliği halinde cinayeti çözlemeleri ve Lisbeth'i temize çıkarmaları çalışmaları başlayacaktır.
Bu arada Salander artık iyiden iyiye zengindir, Mikail'in görüşüyle aynı Pippi Longstocing gibi altın dolu bir sandığı vardır. Tuttuğu yeni daire de yine Pippi'nin hikayesine evine göndermeyle V. Kulla(Villa Kulla) olarak isimlendirilmiştir.

Kitaptaki boksör Paolo Roberto gerçek bir karakter, eski bi boksör ve filmde de kendini oynamış. Onun ağzından bir boksör'ün kaybettiği anı anlaması ile ilgili paragraf beniç çok hoşuma gitti:


"Then came the moment that every boxer has experienced with dread. The feeling that could turn up any time in the middle of a bout. The feeling of just not being good enough. The realization that you are about to lose.
That's the crux of almost every fight, the moment when the strength drains out of you and the adrenaline pumps so hard that it becomes a burden and surrender appears like a ghost at ringside. That's the moment that separates the pros from the amateurs and the winner from the loser. Few boxers who find themselves at the edge of that abyss manage to turn the match around, turn certain defeat into victory. Paolo Roberto was struck by this insight. He felt a roaring in his head that made him dizzy and he experienced the moment as if he were watching the scene from outside, peering at this giant through a camera lens. This was the moment when it was a matter of winning or disappearing for good"


Kitabın ilk kısmında Lisbeth matematik  ile ilgili bir "Dimension" kitabı ile haşır neşir oluyor(yazarı C. Parnault,by Harvard University şeklinde belirtilmiş), bu kitap tamamen kurgu ürünü bir kitap.
Lisbeth'in çözebildiği  Fermat teoremi ise gerçekten de matematikçileri çok uzun yıllar uğraştırmış bir teorem.


Bu arada, sadece filmleri izleyip Bjurman'ın göbeğindeki dövmede ne yazdığını tam olarak göremeyenler için, dövme tam olarak şu cümleden oluşuyor:
 I AM A SADISTIC PIG, A PERVERT, AND A RAPIST.


En az birincisi kadar iyi, sürükleyici ve hemen 3.sünü de elde etme isteği uyandıran bir kitap...

14 Nisan 2011 Perşembe

İnci gibi Dişler


 "the sons of immigrants, they cannot escape their history any more than you yourself can lose your shadow."

İnci gibi Dişler (White Teeth), İngiliz yazar Zadie Smith tarafından 2000 yılında ( henüz 21 yaşında iken) yazılmış bir roman.
Kitap, savaş zamanlarında arkadaşlık kurmuş Bangladeşli Samet Ikbal ve ingiliz Archie Jones ve ailelerinin Londra'da geçen hayatlarına odaklanıyor.
Orta sınıfın yaşamını mizahi bir anlatımla aktarıyor.
Yazar, ırklar veya göçmenlerin yaşamına özellikle dikkat çekmek istiyormuş gibi değil de sadece Londra'daki yaşamın gerçeğe uygun bir kesitini yansıtmak istiyor gibi.
Bangladeşli bir müslüman olan Samed'in; Londra'da, etnik ve dini değerlerine bağlı olarak yaşamaya çalışmanın nasıl içsel zorlukları ve çelişkileri olduğunu çok güzel aktarıyor. Bir yandan oğullarının bu değerlerden hiç kopmaması için uğraşıp bir yandan da kendi günahlarıyla hesaplaşmaya çalışıyor.
Samed'in ikizlerden biri kaçırırcasına Bangladeş'e göndermesi sonrasında Bangladeş hakkındaki yazarın verdiği yorum çok çarpıcı:

"It is different for the people of Bangladesh, formerly East Pakistan, formerly India, formerly Bengal.
They live under the invisible finger of random disaster, of flood and cyclone, hurricane and mud-slide.
Half the time half their country lies under water; generations wiped out as regularly as clockwork;
individual life expectancy an optimistic fifty-two, and they are coolly aware that when you talk about apocalypse,
 when you talk about random death en masse, well, they are leading the way in that particular field, they will be the first to go,
 the first to slip Atlantis-like down to the seabed when the pesky polar ice-caps begin to shift and melt.
 It is the most ridiculous country in the world, Bangladesh. It is God's idea of a really good wheeze,
his stab at black comedy. You don't need to give out questionnaires to Bengalis.
 The facts of disaster are the facts of their lives.
 Between Alsana's sweet sixteenth birthday (1971), for example, and the year
she stopped speaking directly to her husband (1985), more people died in Bangladesh,
 more people perished in the winds and the rain, than in Hiroshima, Nagasaki and Dresden put together.
 A million people lost lives that they had learnt to hold lightly in the first place."


Tam da bu sebeple, favori karakterlerden biri olabilecek Samet'in eşi Alsana, oğlunun ülkesine gönderilmesi sonrasında kocasına tepkilerden en çıldırtıcı olanını veriyor.
Sorduğu hiç bir soruya kesin cevap vermez bundan sonra. "Yemek hazır mı" sorusunun cevabı bile "belki evet, belki de hayır" şeklindedir artık.
Aynı oğlunun kaderinin belirsizliği gibi...


Kitap çok çeşitli ödüller almış.
 2000 James Tait Black Memorial en iyi kurgu roman ödülü, the 2000 Whitbread Book Award en iyi "ilk roman" ödülü,
 the Guardian "İlk kitap" ödülü, the Commonwealth Writers "ilk kitap" ödülü, and the Betty Trask Award.
Time dergisi tarafından da en iyi 100 ingilizce roman listesinde gösterilmiş.



Yazar Zadie Smith bugüne kadar üç roman yazmış. Kuzeybatı Londra'da,25 Ocak 1975 tarihinde doğmuş ve Jamaikalı bir anne ile İngiliz bir babaya sahip.

Kitabın 4 bölümden oluşan bir televizyon dizisi de mevcut.

Kitapta sadece ufak tefek merak unsurları var, sanki her an bir mucize olacak gibi bir hisse de kapılınsa da  bu pek de gerçekleşmişyor. Müthiş bir sürükleyicilik beklememek gerekiyor.

1 Nisan 2011 Cuma

Fringe


"why is it that every time i think i know the answers, someone goes and changes the questions?"


Fringe, Lost'un yapımıcılarından J. J. Abrams ,Alex Kurtzman and Roberto Orci tarafından yaratılan,2008'de ilk gösterimi yapılmış bir bilim kurgu dizisi.
Konusuna gelince, ortaya çıkan garip olaylardan ötürü Federal büro içerisinde "fringe division" adlı bir bölüm kuruluyor ve esas kızımız Olivia, kendisine en gerekli olan kişiyi(Walter Bishop) gidip 17 yıldır tıkılı olduğu
akıl hastanesinden çıkararak ekibinin en önemli parçası yapıyor. Bunu yapabilmek için de Walter'ın aslında babasını pek de sevmeyen oğlu Peter'ın gözetmenliğine ve yardımına da ihtiyaç duyuyor.
Ekibe, Walter'a 7*24 göz kulak olma ve masabaşı araştırmaları yapmak üzere Astrid de katılıyor.
Her bölüm, olanaksız görünen bir doğaüstü olay veya gariplik ile başlayıp, bir şekilde bilimsel açıklamalarla gayet de akla yatar şekilde çözülüyor.
Tabi ki bu ufak tefek olayların dışında çok daha büyük çapta planlanmış bazı olaylar gelişmekte ve süper şirin ekibimiz yavaş yavaş büyük resimi çözmeye yaklaşmaktadırlar.

Çok yetenekli bir oyuncu olan John Noble, Walter Bishop karakterini en hastası olunan dizi karakterleri listesinde en üst sıralara taşıyor.
Dizinin dönüm noktası 2. sezon 15. bölüm...Ortaya çıkan gerçekler ve paralel evrende "kelebek etkisi" tadında başka bir zaman çizelgesine geçiş yapmakla heyecan doruk noktasına varıyor.
Observer'lar gibi tamamen zaman ve evren bağımsız kişilikler de dizinin başka bir bilinmeyeni olarak karşımıza çıkıyor.

Dizinin jeneriğinde geçen teknolojiler:
- personal computing
- cold fusion
- cloning
- dna profiling
- nanotechnology
- invisibility
- genetic engineering
- laser surgery
- stealth technology
- in vitro fertilization
- virtual reality


Dizinin dört ayrı jeneriği var.
  •  Bizim evrende geçen bölümler için 
  •  Alternate universe için
  •  Flashback yaptıkları,  80'lerde geçen bölüm  için  retro jeneriği
  •  Son olarak de her iki evrende de geçen bölümlerde mixed bir jenerik kullanılıyor.
Şu an 3. sezonu devam ediyor ve 4. sezonun da devam edeceği Fox kanalı tarafından açıklandı.
X- files / Lost seven kişiler bu diziyi de çok seveceklerdir.


Dizinin imdb puan:8.8


http://www.imdb.com/title/tt1119644/



24 Mart 2011 Perşembe

En şık kırmızı halı kıyafetleri / Varan 1

Başta oscar'lar olmak üzere bir çok önemli ödül töreninde ünlüler kuşkusuz tüm gözlerin üzerlerinde olması için çok uğraşıyorlar. Akıllarda kalan, benim şahsi olarak en çok beğenedim kırmızı halı görünümlerinden bir kaçını paylaşıyorum.


2008 , Oscarlar, Heid Klum






2009, Oscarlar, Penelope Cruz



2009, OscarlarAnne Hathaway




2009, Oscarlar, Jennifer Anniston




2011,  CDG Awards, Halle Berry




The Full Monty



1997 yapımı Full Monty filmi, gerçekten güldürebilen bir komedi olmasının yanında işsizlik, baba hakları, depresyon, homoseksüellik gibi bir çok ciddi konuya da gülümseterek dokunuyor.
Filmde çıplak olarak boy gösteren aktörler arasında robert carlyle,tom wilkinson ve mark addy gibi çok başarılı aktorler var. Filmin müzikleri 70'ler ve 80'lerin hitlerinden seçilmiş ve izlemeye ayrı bir keyif katıyor.
Konusuna gelince, 80'li yıllardaki ultra liberal özelleştirme politikaları sonucu işlerini kaybeden bir gurup madencinin kendilerine bir çıkış yolu ararken para kazanabilme ve hayatlarını düzene sokabilme umudu ile bir striptiz şov grubu kurmaları ele alınıyor.
The Full Monty 1997 yılında BAFTA ödüllerinde en iyi film ve Carlyle en iyi aktör ödüllerini almış.
Film o seneki oscar ödülleri için de 4 dalda aday olmuş:En iyi film, en iyi yönetmen, En iyi müzik, en iyi görüntü.


Filmin imdb puanı: 7.2 (http://www.imdb.com/title/tt0119164)

Eğlenceli bir trailer için:http://www.youtube.com/watch?v=nA3W36JVnRc



Soundtrack listesine gelince:

1."The Zodiac" - David Lindup
2."You Sexy Thing" - Hot Chocolate
3."You Can Leave Your Hat On" - Tom Jones
4."Moving on Up" - M People
5."Make Me Smile (Come Up and See Me)" - Steve Harley & Cockney Rebel
6."The Full Monty" - Anne Dudley
7."The Lunchbox Has Landed - Anne Dudley
8."Land of a Thousand Dances" - Wilson Pickett
9."Rock & Roll, Pt. 2" - Gary Glitter
10."Hot Stuff" - Donna Summer
11."We Are Family" - Sister Sledge
12."Flashdance... What a Feeling" - Irene Cara
13."The Stripper" - Joe Loss & His Orchestra

28 Şubat 2011 Pazartesi

Buffy the Vampire Slayer

1997-2003 arasında tam 7 sezon devam eden Buffy the Vampire Slayer Televiyon tarihinin kuşkusuz en önemli olaylarından sayılmış. Joss Whedon tarafından yaratılan bu efsane dizinin imdb puanı 8.5/10.
Her bölümü ortalama 44 dakika olan dizinin kikayesi her ne kadar "saçma" ve "çocuk işi" gibi kulağa gelse de izlenmeye başlanmasıyla kendisine müthiş bir hızla bağlıyor.
Vampirlerle ilgili şovları sevmiyorsanız da bu dizi sayesinde sevmeye başlayabilirsiniz. Hele ki ilerleyen sezonda neredeyse "mind trick" kullanılarak sağlanan sağlam kurgusu ile, zamanında tüm haftasonu programlarımızı kendisine göre yapmamız sağlardı.
Dizi'ye göre her dönemde kötülere özellikle de vampilere karşı seçilmiş bir savaşçı ("slayer") seçiliyor.Bu bu dönemde de slayer olarak Buffy Sanders'ın seçiliyor, sonrasında gelişen olayları izliyoruz.
Hikayenin kahramanı olan Buffy karakterini Sarah Michelle Gellar canlandırıyor.
Onun başta iyi niyetinden başka gücü olmayan kankası Willow(şimdilerde how I met your mother'da Lilly karakteridir kendisi) ilerleyen bölümlerde çok özel güçlere sahip bir cadı olacaktır.


Her slayer'ın "ingiliz" bir gözetmeni olmaktadır. Sevimli gözetmenimiz Giles, Buffy'ye her türlü bilgisini aktarmaktadır.

Şimdi gelelim aşka meşke, esas kızımız Buffy başlarda ruhu olan özel vampirimiz Angel ile büyük aşk yaşarken, sonralarda çok daha delikanlı olan ve önceki dönemlerde 2 adet Slayer'ı de öldürme ününe sahip,
Billy Idol'ın stilini kendisinden aldığını iddia eden Spike isimli vampirle çok tutkulu bir aşk yaşar. Yüzyıllarca yaşamış bu vampirlerin eski zamanlardaki dönüşüm hikayeleri de dizide zaman zaman verilir.
70'lerde metroda geçen Spike ve zamane slayer'ı arasındaki dövüş gibi çok keyifli sahneler de mevcut.



Dizinin 4. sezonundan itibaren Angel artık paralel zamanda geçen kendi dizisine sahip olur, zaman zaman oyuncular konuk oyuncu tadında her ikis dizide de boy gösterir.
5. sezonda birden bir kardeş peydahlanıverir. Bu kardeş için (Dawn) nedense kimse nereden çıktı bu kız demez, herkes benimsemiştir. Önceleri "nasıl yani" derken geçen bölümlerle izleyici de kardeşi benimser ve artık garipsemez.Oysaki bu bir bir kurgu hatası değil bir kurgu şaheseridir, ilerleyen bölümlerde mükemmel bir şekilde bağlanır.
Merak edenler ve hatırlamak isteyenler için 1. sezon trailer'ı http://www.youtube.com/watch?v=W_NZ7-UPx_4&feature=related
Imdb linki : http://www.imdb.com/title/tt0118276/


Benim şahsen en çok hafızamda yer etmiş iki bölüm, Buffy'nin annesini kaybettiği "the body" (5. sezon 16. bölüm) ve süreçle alakasız da olsa inanılmaz bir rüya betimlemesi yapılmış olan "restless"(4. sezon 22. bölüm) bölümü...


Şimdilerde true blood, vampire daires, twilight gibi bir çok vampir serileri mevcut ancak Buffy the vampire slayer'ın uzun süre yarattığı etkiyi yarabilirler mi bilinmez...

25 Şubat 2011 Cuma

Ejderha Dövmeli Kız



Orjinal adı män som hatar kvinnor ( isçevçe "kadınlardan nefret eden erkekler" anlamına geliyor) olan kitap bir üçlü serinin ilk kitabı. İngilizceye ise the girl with dragon tatoo başlığı ile çevrilmiş.
Millenium serisinin yazarı ise, malesef kitaplarının yayınlandığını göremeden hayatını kaybeden
Stieg Larsson...
Kitap'taki başlangıçta esas oğlan olduğunu zannettiğimiz Mikael Blomkvist bir gazeteci.
Hem iş hem de özel hayat partneri olan Erica ile çıkardıkları dergileri var. Bir iş adamının yaptığı türlü dolandırıcılıkları ortaya çıkartıren tuzağa düşmesi ile bir anda tüm prestijini kaybediyor ve çeşitli olaylar gazeteciyi 50 senelik bir bilinmeyeni çözmeye çalışan bir dedektif haline getiriyor.



Sonra kitabın esas oğlanının, Lisbeth Salander isimli kız olduğunu anlamaya başlıyoruz.
Lisbeth, yazarın da belirttiği üzere başka bir İsveç kahramanı olan
Pippi Longstocking'den esinlenerek yaratılmış bir karakter. Adalet anlayışı ve intikam duygusuyla içinizin yağlarını eritiyor.



Lisbeth ile Mikael'in yollarının kesiştiği andan itibaren zaten heyecanla okunan kitap elinizden düşüremediğiniz bir hale geliyor. Bir süre Hedeby adasında yaşıyorsunuz. Hedeby adası diye bir yer yok aslında İsveç'de bu arada. Yazar bu yerleri kitabı için uydurmuş.
Şovenlik anlayışından tamamen uzak, egolarından arınmış ( en azından kadınlara karşı) bir Mikael, Lisbeth'e ilaç gibi geliyor.



Vanger ailesinin kalabalıklığı ve bundan dolayı şüpheli listesinin haddinden uzun olması takibi biraz zorlaştıyor.
Larrson'un hacker'lık konusunda yüzeysel mucizelerden yararlanmayıp mümkün olduğunda detaylara inmesi ise çok tatmin edici.



Seri "Ateşle oynayan kız", "Arı Kovanına Tekme Atan Kız" ile devam ediyor.


3 Kitabın filmi de çekilmiş ancak amerikan versiyonu David Fincher tarafından halen çekiliyor.
Çekilmiş olan filmle ilgili imdb bilgilerine bu linkden ulaşabilirsiniz.
http://www.imdb.com/title/tt1132620/