28 Şubat 2011 Pazartesi

Buffy the Vampire Slayer

1997-2003 arasında tam 7 sezon devam eden Buffy the Vampire Slayer Televiyon tarihinin kuşkusuz en önemli olaylarından sayılmış. Joss Whedon tarafından yaratılan bu efsane dizinin imdb puanı 8.5/10.
Her bölümü ortalama 44 dakika olan dizinin kikayesi her ne kadar "saçma" ve "çocuk işi" gibi kulağa gelse de izlenmeye başlanmasıyla kendisine müthiş bir hızla bağlıyor.
Vampirlerle ilgili şovları sevmiyorsanız da bu dizi sayesinde sevmeye başlayabilirsiniz. Hele ki ilerleyen sezonda neredeyse "mind trick" kullanılarak sağlanan sağlam kurgusu ile, zamanında tüm haftasonu programlarımızı kendisine göre yapmamız sağlardı.
Dizi'ye göre her dönemde kötülere özellikle de vampilere karşı seçilmiş bir savaşçı ("slayer") seçiliyor.Bu bu dönemde de slayer olarak Buffy Sanders'ın seçiliyor, sonrasında gelişen olayları izliyoruz.
Hikayenin kahramanı olan Buffy karakterini Sarah Michelle Gellar canlandırıyor.
Onun başta iyi niyetinden başka gücü olmayan kankası Willow(şimdilerde how I met your mother'da Lilly karakteridir kendisi) ilerleyen bölümlerde çok özel güçlere sahip bir cadı olacaktır.


Her slayer'ın "ingiliz" bir gözetmeni olmaktadır. Sevimli gözetmenimiz Giles, Buffy'ye her türlü bilgisini aktarmaktadır.

Şimdi gelelim aşka meşke, esas kızımız Buffy başlarda ruhu olan özel vampirimiz Angel ile büyük aşk yaşarken, sonralarda çok daha delikanlı olan ve önceki dönemlerde 2 adet Slayer'ı de öldürme ününe sahip,
Billy Idol'ın stilini kendisinden aldığını iddia eden Spike isimli vampirle çok tutkulu bir aşk yaşar. Yüzyıllarca yaşamış bu vampirlerin eski zamanlardaki dönüşüm hikayeleri de dizide zaman zaman verilir.
70'lerde metroda geçen Spike ve zamane slayer'ı arasındaki dövüş gibi çok keyifli sahneler de mevcut.



Dizinin 4. sezonundan itibaren Angel artık paralel zamanda geçen kendi dizisine sahip olur, zaman zaman oyuncular konuk oyuncu tadında her ikis dizide de boy gösterir.
5. sezonda birden bir kardeş peydahlanıverir. Bu kardeş için (Dawn) nedense kimse nereden çıktı bu kız demez, herkes benimsemiştir. Önceleri "nasıl yani" derken geçen bölümlerle izleyici de kardeşi benimser ve artık garipsemez.Oysaki bu bir bir kurgu hatası değil bir kurgu şaheseridir, ilerleyen bölümlerde mükemmel bir şekilde bağlanır.
Merak edenler ve hatırlamak isteyenler için 1. sezon trailer'ı http://www.youtube.com/watch?v=W_NZ7-UPx_4&feature=related
Imdb linki : http://www.imdb.com/title/tt0118276/


Benim şahsen en çok hafızamda yer etmiş iki bölüm, Buffy'nin annesini kaybettiği "the body" (5. sezon 16. bölüm) ve süreçle alakasız da olsa inanılmaz bir rüya betimlemesi yapılmış olan "restless"(4. sezon 22. bölüm) bölümü...


Şimdilerde true blood, vampire daires, twilight gibi bir çok vampir serileri mevcut ancak Buffy the vampire slayer'ın uzun süre yarattığı etkiyi yarabilirler mi bilinmez...

25 Şubat 2011 Cuma

Ejderha Dövmeli Kız



Orjinal adı män som hatar kvinnor ( isçevçe "kadınlardan nefret eden erkekler" anlamına geliyor) olan kitap bir üçlü serinin ilk kitabı. İngilizceye ise the girl with dragon tatoo başlığı ile çevrilmiş.
Millenium serisinin yazarı ise, malesef kitaplarının yayınlandığını göremeden hayatını kaybeden
Stieg Larsson...
Kitap'taki başlangıçta esas oğlan olduğunu zannettiğimiz Mikael Blomkvist bir gazeteci.
Hem iş hem de özel hayat partneri olan Erica ile çıkardıkları dergileri var. Bir iş adamının yaptığı türlü dolandırıcılıkları ortaya çıkartıren tuzağa düşmesi ile bir anda tüm prestijini kaybediyor ve çeşitli olaylar gazeteciyi 50 senelik bir bilinmeyeni çözmeye çalışan bir dedektif haline getiriyor.



Sonra kitabın esas oğlanının, Lisbeth Salander isimli kız olduğunu anlamaya başlıyoruz.
Lisbeth, yazarın da belirttiği üzere başka bir İsveç kahramanı olan
Pippi Longstocking'den esinlenerek yaratılmış bir karakter. Adalet anlayışı ve intikam duygusuyla içinizin yağlarını eritiyor.



Lisbeth ile Mikael'in yollarının kesiştiği andan itibaren zaten heyecanla okunan kitap elinizden düşüremediğiniz bir hale geliyor. Bir süre Hedeby adasında yaşıyorsunuz. Hedeby adası diye bir yer yok aslında İsveç'de bu arada. Yazar bu yerleri kitabı için uydurmuş.
Şovenlik anlayışından tamamen uzak, egolarından arınmış ( en azından kadınlara karşı) bir Mikael, Lisbeth'e ilaç gibi geliyor.



Vanger ailesinin kalabalıklığı ve bundan dolayı şüpheli listesinin haddinden uzun olması takibi biraz zorlaştıyor.
Larrson'un hacker'lık konusunda yüzeysel mucizelerden yararlanmayıp mümkün olduğunda detaylara inmesi ise çok tatmin edici.



Seri "Ateşle oynayan kız", "Arı Kovanına Tekme Atan Kız" ile devam ediyor.


3 Kitabın filmi de çekilmiş ancak amerikan versiyonu David Fincher tarafından halen çekiliyor.
Çekilmiş olan filmle ilgili imdb bilgilerine bu linkden ulaşabilirsiniz.
http://www.imdb.com/title/tt1132620/